DİN TACİRLERİNİN POLİTİKA YEMEĞİ !
Türk devletlerinin ve Türk Milletinin yaşadığı her coğrafyada belirli kesimlerin bitmez tükenmez bir iktidarı ele geçirme hırsı ve arzusu vardır .
Bu kesimlerin ; ya dışarıdan aldığı destekler veya iktidar olmak için destek elde etme çabaları olur .
Yani iktidar olmak için her yolu mübah gören ve bu sebeble her türlü tavizi vermeye hazır toplulukları Türk coğrafyasında görmek şaşırtıcı değildir .
Benim ısrarla Osmanlı – Türk Devleti olarak tanımladığım Osmanlı İmparatorluğu’nda da durum böyleydi .
Osmanlı İmparatorluğunda dini bir sınıf mevcuttu . Ulema diye tabir edilen din adamları , medreseler ve müderrisler , dergah ve tarikat mensupları , şeyhler , şıhlar , hocalar bu ayrıcalıklı sınıfı oluşturuyordu .
Herkesin olduğu gibi bunlarında var olma ve iktidar savaşı vardı . Sahip oldukları hak ve menfaatleri korumak ve kaybetmemek istiyorlardı .
Cumhuriyet’in kuruluşu bu sınıfı menfaatlerinden etti . Atatürk’ün ; o günleri anlatırken , ülkeye hakim olan din anlayışının İslam’la uzaktan yakından ilgisinin kalmadığını ve mutlaka gerçek İslam’ın halkımıza öğretilmesi ve yaşanmasının gerekliliğini her zaman vurgulaması bu durum açısından dikkat çekicidir .
Ancak menfaatlerini kaybeden bu topluluk ; içten içe mücadelesini sürdürmüş ve yaşadığımız bu günlere gelinmiştir .
Cumhuriyetin ilanı ile hak ve menfaat kaybına uğrayan bu kesimlerin ; İmam hatip , başörtüsü gibi dinle alakalı meseleleri kullanmak suretiyle ve mağdur edebiyatı yaparak iktidara ulaştığını hep birlikte gördük .
RTE’yi , haşâ peygamber gibi gören , Tayyib’i üzmenin Allah’ı üzmek olacağını söyleyen , yetmedi halkı Erdoğan için şükür namazı kılmaya davet eden din tacirlerinin esas amacı uzunca bir zamandır yeniden kazandıkları bu hak ve menfaatleri koruyabilmektir .
Bunun için kullanılacak her yol mübahtır ve en elverişli yolda halkın gönlünde ve aklında perçinleşmiş olan İslam dinidir .
Bu sebeble mübarek dinimizin ; iktidar sahipleri ile bu siyasetçiler üzerinden rant temin eden insanlar tarafından acımasızca kullanıldığını görmekteyiz .
Siyasal İslamcılar ; Ülke adına bir şey üretemedikleri için sınırsız bir hazine olarak gördükleri dini ve milli değerleri kullanarak , Türk halkının kafasını karıştırmaya çalışmaktadır . Başbakanın Osmaniye’de yaptığı konuşmada , bu konulardaki keskin dönüşlerin nedeni budur .
Seçim yaklaştığı için Türk Milletine vaad edecek bir şeyi kalmamış olan AKP iktidarı ; yine başörtüsü kozuna sarılarak mağdur edebiyatı yapmaya başlamış ve “Türk” sözcüğünü ağzına almayan Başbakan ise Mevlüt Çavuşoğlu’nun Avrupa’daki başarısını bir “Türk” ün başarısı olarak satmaya kalkmıştır . Çünkü artık sıkışmıştır onun için “Türk”e sarılmak zamanı gelmişte geçmektedir bile .
Geçenlerde kulağıma takılan “Haburcu AKP” sözcüğü aslında çok şey anlatmaktadır .
Peki bu din istismarcılarının politika kazanına nerelerden malzeme taşınmakta ve politika yemeğinin aşçılığını kimler yapmaktadır ?
Yeniçağ Gazetesinden Selcan Taşçı “Devletin onurunu , milletin namusunu lekeleyen çuvalcı Amerikalı Odierno , elini kolunu sallaya sallaya aramızda dolanıyor , Emine Hanım’ın başörtüsü için kavga edenlerin umrunda değil” diye yazıyor .
Soruyorum size ; Devletin ve milletin , namus ve onuru iktidara emanet değil mi ? Bu namus ; çuvalcı Amerikalı el üstünde tutularak mı korunuyor ?
Türkiye’nin Batı ile ilişkilerini sanki bozukmuş gibi tekrardan rayına oturtmak için 2008’in sonu 2009’un başında ABD , AB ve Türkiye’nin benimseyebileceği ve hepimizin üzüntü ile izlediği adımlar kimler tarafından iktidara dikte edilmiştir ?
Yani 29 Mart 2009 Yerel seçimlerinden sonra yeni bir şeymiş gibi kamuoyuna ilan edilen ve Türkiye’yi düzlüğe çıkaracağı iddia edilen politikalar nerede pişirilmiştir ?
Bunların içinde yer alan , Türkiye ve Kürtler arasında bir “Büyük Pazarlık” ın teşvik edilmesi önümüze “Kürt Açılımı” olarak sunulmuştur . Şimdi Batının Türk milletine karşı AKP eliyle yürüttüğü bu anlamlı proje ; Ajda Pekkan , Ferhat Göçer , Sezen Aksu , Mahsun Kırmızıgül ve Yılmaz Erdoğan gibilerle magazinleştirilerek Türk halkına yeniden yedirilmeye başlanacaktır . Bunun için önce ; MHP kalesi başka açılardan sarsılmaya çalışılmaktadır .
Türkiye’de liberalizmin ve demokrasinin , Milli Görüş temelli AKP eliyle desteklenmesini isteyen politika pişiricileri ; “İslami yönelimli bir hükümet laik Türklere dini bir gündemi dayatmaya teşebbüs etmediği müddetçe ve bilhassa güçlü bir Batı yanlısı ( buraya dikkat ! ) ve demokratik yönelimleri sürdürüyorsa , Birleşik Devletler ve Avrupa’nın bu hükümeti desteklemekten kaçınmak için hiç bir nedeni yoktur” diye hükümetin politika kazanına malzeme koymuştur .
Birileri , çoktan gaye olmaktan çıkmış ve ete kemiğe bürünen bir gerçeğe dönüşmüş olan “AB üyeliği hayali” nin yeniden bir taahhüd olarak Türk Milletine sunulması gerekliliğini vurgulamaktadır . Bu süreçten şüphe duyan Türklere ; somut biçimde , zorunlu bir katılım sürecinin , sonu olmayan bir süreç anlamına gelmediğini göstermek gerektiğinin söylenmesini istiyorlar . Kimden ? Din figürleri ile ayakta tutulmaya çalışılan AKP iktidarından .
Ya Ermenistan ve Ermenilerle tarihi uzlaşmanın desteklenmesine ne demeli ? Eğer Ermeniler böyle yapmaya devam ederlerse Türk Milliyetçiliği azacakmış ! Bunu önlemek için Ermenistan ve Türkiye yakınlaşmalıymış . Tarihsel olaylara ışık tutmak için kendi harekete geçen ve özgür tartışmaya izin veren Türkiye ; Batı’da hoş karşılanacak ve AB’ye girme şansımız artacakmış .
Söyleyin bakalım ; size bunları kim söyledi ?
Nihayet bir bakla daha hükümetin politika kazanına daha ekleniyor : Kıbrıs’ta siyasi çözüm… Kıbrıs ; malum çevrelere göre , Türkiye’nin Batı ile yabancılaşmasına katkı sağlamıştır . Bu tez Batı’nın iddiasıdır . Hrıstiyan Batının ; bu tezine sahiplenen din motifli iktidar hemen söylenileni yaparak Türk tezlerine aykırı biçimde Batılı ortakları ile Kıbrıs’ta siyasal bir çözüme doğru koşmaya başlamıştır .
Hangi birini anlatalım ; başlangıçta profilini çizdiğimiz din tacirleri tarafından sokak sokak desteklenen bu iktidar ; halkının uygulanan politikalarla ilgili gerçekleri öğrenmesini istemediği için yine halkını üstü örtülü psikolojik operasyonlara maruz bırakmıştır . Bu bir istihbarat stratejisidir . Ama kimin ?
Araştırmacı – Yazar Altunç Altındal her yerde bas bas bağırıyor ; Türkiye’nin istihbarat zafiyeti var istihbarat kalmadı diye…
Türkiye’de gelişen olaylara ve iktidar tarafından uygulanan politikalara bakınca bunların dış güçler tarafından reçete yazılmak sureti ile Türk halkına verilen ilaçlar olduğunu görüyoruz .
Dini argümanları kullanarak halkın gözünü boyayan öte yandan Hrıstiyan Batı ile işbirliğine giderek Batı’yı temsilen İslam Dünyasının liderliğine soyunma garabetini yaşayan bu iktidar ; bu kez de MHP’nin güçlenmesi karşısında paniğe düşerek , yandaş basını kullanarak Devlet Bahçeli ve MHP’yi kendisine alternatif gördüğü için hedef almaya başlamıştır .
Din tacirlerinin aslında kendi hak ve menfaatlerini korumak için ayakta tutmaya çalıştıkları bu iktidarın ; politika yemeğini hazırlayanların kimler olduğu artık apaçıktır . Bu nedenle kömür ve erzak yetmedi buzdolabı dağıtmak , emekliye , işçiye , köylüye , esnafa sadaka mahiyetinde bir parmak bal çalmak , Yüce dinimiz İslam’ı kullanmak ; bu iktidarın oylarını korumaya yetmeyecektir . Bu sebeble kafaları karıştırmak , gönülleri bulandırmak için her yol denenmelidir . Hedef , hakkında TBMM’de tek bir dosya dahi bulunmayan Devlet Bahçeli ve onun partisi MHP’dir .
Ancak hepimiz biliriz ki ; korkunun ecele faydası yoktur ! Her şeyin başlangıcı olduğu gibi bir de sonu vardır . Adama bir gün “AK” landa gel deyiverirler…
Özcan PEHLİVANOĞLU