ABD’nin Tayvan’a satmayı tasarladığı 6,4 milyar dolarlık silah paketi, ABD ile Çin arasında bir anda olumsuz bir havanın esmesine neden oldu.
Söz konusu paketin 60 UH-60M Blackhawk helikopteri, iki Osprey sınıfı mayın gemisi, 114 Patriot PAC-3 füze savunma sistemi, 12 Harpoon II telemetri gemisavar füzesi, komuta kontrol artırma sistemi[1] ve kara saldırı füzesi ile bunlara ait teçhizat, haberleşme ve bilgi teknolojilerinden oluşuyor. Tayvanlıların yıllardır istediği denizaltılar ve yeni blok F-16 avcı uçakları ise bu pakette bulunmuyor.
ABD’nin elindeki istihbarata göre Çin’in elindeki 1000’den fazla füzenin Tayvan’a doğrultulmuş olduğu sanılmaktadır.[4] Dolayısıyla çok sayıda Patriot satışının Çin’in Tayvan üzerinde füzelerle kurduğu baskıyı yumuşatabileceği düşünülebilir. Ancak ABD Tayvan’a daha önce de Patriot füze sistemlerinden satmıştır. İlk olarak 1992’de Amerikan Kongresi’nin onayladığı satış sayesinde bu füzelerin PAC-2 versiyonundan üç sistem 1997’de Tayvan Ordusu’nda hizmete girmişti. 2008’de ise altı ateşleme ünitesi ile 384 füzeyi kapsayan 3,1 milyar Dolarlık satışla ilgili olarak pürüzler çıkmıştı.[5]
Tayvan 1994-2009 arasında yılda 7,5-13 milyar Dolar arasında seyreden silah transfer rakamı ile dünyada ilk beş ya da on ülke arasında olmuştur.[6] Silah transferi konusunda en büyük silah kaynağı ise ABD’dir. ABD’nin Tayvan’a olan silah ihracatı her zaman üst düzeyde seyretmiş, bu sayede Tayvan da dünya silah ticaretinde ilk sıralardan hiç düşmemiştir. 2000-2008 arasında yapılan anlaşmalar yaklaşık 2,2 milyar Dolar gibi düşük bir düzeyde seyretse de, aynı dönem Tayvan’ın önceki anlaşmalardan aldığı silah miktarı da 8,3 milyar Dolar’ı bulmuştur.[7] Dolayısıyla son günlerde Çin’in tepkisini çeken silah transferi, aslında onlarca yıl devam edenden farklı gözükmemektedir. Bununla birlikte, bu kez öngörülen silah transferinin Amerikan Dış Politikası’na farklı bir hareket alanı kazandırma ihtimali de söz konusudur.
ABD’nin yıpranmakta ve Rusya’nın güçlenmekte olması, ABD’nin Afganistan Savaşı’nın kötü gitmesi ve Rus-Çin stratejik ortaklığı birlikte düşünüldüğünde, ABD’nin Rusya’nın güçlenmesi için gerekli alternatif arayışını dolaylı yoldan Çin üzerinden uygulaması muhtemel bir politikada bulabileceğini söyleyebiliriz. Bu durumda ABD’nin Tayvan’ı öne sürerek Rusya’nın güçlenmesini önlemek için Rus-Çin stratejik ortaklığını bitirmeyi hedef aldığını düşünülebiliriz. Tayvan’a karşı Kuzey Kore ve/veya Rus-Çin ortaklığı konusunda ödün istemesi de muhtemeldir.
Burada ortaya şöyle bir durum çıkmaktadır. ABD Tayvan’a stratejik ve taktik kullanımlı silahları bir satmakta, Çin’in buna tepkisi de sözde sert, gerçekte kısıtlı olmaktadır. Sadece stratejik silah satışı yapmış olsa, Çin’in buna karşı sesini daha fazla yükseltmesi söz konusudur. Ancak barışçıl kişiliğiyle tanınan Obama’nın Çin ile zaten sıkıntılı olan ilişkileri daha da gerecek hareketleri göze alması beklenmemektedir. Aksine geliştirmesi için Çin ile elinde bir koz olarak henüz olmayan ama ileride olabilecek bir durumu kullanarak masaya oturmak, Obama’nın işine gelecektir. Bu yüzden Tayvan’a silah satışının söz konusu olduğu son gelişmeleri, Obama hükümetinin Çin ile Rusya’nın arasını açmak için uygulamaya koyduğu bir strateji olarak düşünebiliriz. Bu işlediği takdirde, Afganistan ve Orta Asya’da ABD siyasi ve psikolojik açıdan biraz daha rahatlar ya da Afganistan’dan çekildikten sonra Rusya’nın güçlenmesini yavaşlatarak sarsılan itibarını geri kazanmak için vakit kazanabilir.
Bu durum ABD’nin Tayvan’ı Çin’e karşı kullanabileceği bir vitrin olarak kullanabileceğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Çin’in doğudaki sorunlarının, Çin-Rus ilişkileri doğrultusunda düşündüğümüzde, aynı zamanda Rusya’nın batı politikasını da etkileyebileceğini söyleyebiliriz. Başka bir deyişle, tek süper güç olan ABD, dolaylı politikalar uygulayarak farklı bölgelerden Rusya ya da Çin’e yönelik politikalarını gerçekleştirebilecek güçtedir. Rusya ile Çin’in ise buna karşı koyabilmeleri için birbirlerine daha çok ihtiyacı vardır. Tayvan’a silah satışı ile ortaya çıkması muhtemel sorun, sadece temelde hedefi olarak gözüktüğü Çin ile değil, dolaylı yoldan Rusya’nın politikalarını da etkileyebilir.
[*] 21. Yüzyıl Enstitüsü ABD Araştırmaları Bölüm Başkanı