AB dönem başkanlığı İspanya’ya geçti. 1 Ocak’tan itibaren altı ay boyunca İspanya AB’nin dönem başkanlığını yürütecek. İsveç’in ardından bu görevi alan Madrid’i yoğun ve zorlu bir dönem bekliyor.
İspanya, Lizbon Anlaşması'nın yürürlüğe girmesinin ardından “Birlik için yeni bir dönemin başlangıcı” olması umut edilen 2010’un ilk gününde göreve başlamasının ardından çok zor dosyalarla boğuşmaya başlayacak.
Örneğin AB'nin karar alma mekanizması yeniden düzenlendi. 27 ülkeden oluşan “Avrupa kampı küresel siyasette etkinliğini artırmak istiyor. Ayrıca AB’nin -İspanya’nın dönem başkanlığından itibaren- bir “başkanı” ve bir de “dış politika ve güvenlik sorumlu yüksek temsilcisi” olacak.
Eski Belçika Başbakanı Herman Van Rompuy, iki buçuk yıllık AB başkanı olarak İspanya ile beraber görev yapacak. İngiliz Catherine Ashton da aynı gün bloğun dışişleri ve güvenlik politikasından sorumlu yüksek temsilcisi olarak onlara eşlik edecek.
İspanya, birliğe 1986’da katıldı ve önceki sistemde üç kez dönem başkanlığı yaptı. Madrid bu dördüncü dönem başkanlığında görevi devredeceği Belçika ve onun halefi Macaristan ile yakın işbirliği içinde çalışacak.
Bu arada pek az kişinin dikkatini çeken bir haber sessizce gazetelere yansıdı. İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Moratinos 18 Aralık'ta yaptığı bir konuşmada, Madrid'in Van Rompuy ve Ashton'un yeni AB mimarisi içindeki konumlarının yüksekliğini tanıdığını onlarla rekabet etmeyi değil, onları desteklemeyi planladığını söyledi.
Moratinos’un Van Rompuy ve Ashton’un “konumunu tanıdığını” ve “onlarla rekabet etmeyeceğini” söylemeye ihtiyaç duymasının nedeni acaba ne olabilir? Bunu zamanla göreceğiz. İyimser olmak her zaman iyidir. Ama Moratinos’un sözlerinden “dönem başkanlığının” bazen “başkanlık” ve “dışişleri ve güvenlik politikasından sorumlu yüksek temsilciliği” ile uzlaşma zorluğu yaşayabileceği izlenimi doğuyor.
Gerçekten de Madrid’in ve ondan sonraki dönem başkanlıklarının “gölgede kalması” kesin gibi. Çünkü toplantıları dönem başkanı düzenleyecek. Ama zirvelere başkanlığı, gündemin belirlenmesini ve açıklamaları “başkan” yapacak.
İspanya açısından “derinleşme” çerçevesinde öncelikli ödev, “Lizbon Anlaşması'nın tam ve etkili şekilde uygulanması” olacak. Uzun mücadeleler sonunda hayata geçirilen Lizbon’un uygulamada başarılı olması şart.
Bu arada İspanya’nın dönem başkanlığı için teslim alacağı gündem dolu bavulda yer alan ekonomik kriz, Madrid’in önündeki uzun altı ayın zor olacağının bir diğer işareti. Madrid, her üye devletin daha iyi eşgüdümü ve 2020 yılı hedefiyle “sürdürülebilir büyümeye ilişkin Avrupa stratejisinin” onaylanmasını amaçlıyor. Bu strateji Avrupa'nın ekonomik açıdan düzelmesini sağlayabilir. Ama bunun için öncelikle üye ülkelerin onayı gerekli. Büyük üyeler ise kamuoyundan daha fazla fedakârlık istemek konusunda sıkıntı yaşıyorlar. Hele ki Yunanistan gibi üyeler “devlet iflası” endişesi yaşarken...
İspanya’nın dönem başkanlığında “genişleme” başlığı altında da bir dizi zorlu ödev var. Örneğin İspanya, Hırvatistan'ın üyelik müzakerelerini, dönem başkanlığını Belçika'ya devredeceği haziran ayı sonuna kadar tamamlamak istiyor. Bu arada Madrid’in devraldığı ödevler arasında Makedonya ile Yunanistan arasında uzun zamandır devam eden isim anlaşmazlığını çözerek Makedonya’nın AB üyelik müzakerelerinin başlatılması da var. Sırbistan’ın Avrupa çerçevesinde geleceğine ilişkin olasılıklar da Madrid açısından yorucu olabilir. Barut fıçısı Balkanlar’da da işler Madrid’in umduğu gibi olumlu yönde ilerlemiyor. Aslında “AB çerçevesinde”, Madrid’i “en az Balkanlar kadar” kendi sınırları içerisinde yer alan Bask ve Katalan sorunları da yorabilir.
Bunun ötesinde AB Dönem Başkanı İspanya, AB’nin yeni şartlarına uyumun ve öncelikli beklentilerinin hayata geçmesinin dışında, AB’nin daha etkili olmak istediği enerji, Kafkasya, Akdeniz ve Orta Doğu’da zorlu virajlarla karşılaşacak.
Strazburg’taki Avrupa Parlamentosu binası önünde bir boğa heykeli var. Boğanın üzerinde bir kız oturur. Kızın ismi “Avrupa’dır”. Avrupa kıtası ismini işte bu kızdan alır.
Mitolojiye göre Avrupa Fenikelidir. Yani Avrupalı değil, Asyalıdır. Sur şehri kralı Agenor’un kızı olan Avrupa, tanrı Zeus tarafından kaçırılır. Avrupa’yı çok beğenen Zeus, beyaz, çok güzel, gösterişli bir boğa olur ve Avrupa’ya yaklaşır. Avrupa beyaz boğayı görünce çok beğenir. Boğanın üzerine çıkar. Bunu bekleyen boğa kılığındaki Zeus, denize doğru ilerler ve denizde yüzerek kızı kaçırır.
Bakalım matadorları ile meşhur İspanya bu defa güzel Avrupa’yı güçlü boğadan, olan ve beklenen krizden koruyabilecek mi?