İsviçre'de minare yapmak artık yasak! İsviçre, referandumda %57'den fazla oy ile yasağa destek verdi. Kesin sonuçlara göre, konfederasyonu oluşturan 26 kantondan sadece dördü bu yasağa karşı çıktı.
Bu referandum Avrupa tarihine kara bir sayfa olarak geçti. Bundan böyle, gelecekte İsviçrelilerin yüzü, sadece fırınlanan Yahudilerden çalınan altın dişlerle kurulan “servet ve zarafet adası” olmakla değil, aynı zamanda “temel özgürlükler konusunda referandum yapan ve özgürlükleri referandumlarla yasaklayan ülke” olmaktan kızaracak.
Referandumcu İsviçre’nin iş adamları, zengin Müslümanların ekonomik protestolarıyla karşılaşmaktan kaygı duyuyor. Nitekim, İsviçre bankalarına para yatıran, bu ülkenin lüks mallarını satın alan ve tatil yörelerine gelen zengin Müslümanların protestolarının, ülke ekonomisi için felaket olacağı uyarısı yapılıyor.
Yani duyulan rahatsızlık “para” yüzünden! “Utanç” duyulmuyor, para yüzünden “kaygı” duyuluyor. İsviçre Halk Partisi ile Federal Demokratik Birlik’ten bir grup politikacının imza attığı bu utanç, siyaset biliminin bugüne kadar geçerli olan bazı mantık önermelerini de iflas ettirdi. Taassup aklı, karanlık aydınlığı bir kez daha yendi.
Siyaset bilimi ve dünya tarihi bize bazı kavramlar armağan etti. Biz bu dünyayı o kavramlarla algıladık ve anlamaya çalıştık. Örneğin zannediyorduk ki “zenginlik”; önyargıları aşmaya yardımcı olur, toplumların kendi içindeki sürtüşmelerini azaltır ve çatışmaları önler. Yanlışmış!
İsviçre’de kişi başına düşen gelir 43.195 USD. İsviçre, bu durumu ile dünya refah düzeyi sıralamasında yedinci sırada… Ayrıca İsviçre’nin toplam GSMH’sı 315,76 milyar USD. Yani referanduma gidip temel özgürlükler konusunda oylama yapan, böylelikle BM’nin insan hakları evrensel beyannamesini oy kullanarak ihlal eden İsviçre, dünyanın en zengin ülkeleri arasında 38’inci...
Ayrıca siyaset bilimi ve dünya tarihi bize eğitimli toplumların daha demokratik olduğunu, toplumlarda eğitim düzeyi yükseldikçe daha hoşgörülü olunacağını öğretiyordu. Bu da yanlışmış! Artan gelir ve eğitim düzeyi toplumları farklılıklara karşı daha tahammüllü kılmıyormuş.
Gelişkin Avrupa demokrasilerinin azınlık ve insan haklarına daha saygılı bir yaklaşıma sahip olduğu varsayılıyordu. Bu da doğru değilmiş. Doğru olsaydı İsviçre bir grubun dini hakları konusunda referanduma gitmezdi.
Bizim “doğru” sandığımız bir başka “yanlış” ise, farklı kültürlerle ve yabancılarla mümkün olduğu derecede çok temasta bulunan toplumların daha olumlu ve yapıcı olduğu şeklindeydi. Eğitimin ve zenginliğin yanı sıra, kendisinden farklı olanları gören, onlarla beraber yaşayan ve beraber çalışan toplumların görece daha akıllı olduğuna inanırdık. Öyle değilmiş!
İsviçre’den çok şey öğrendik. Eğitim, gelir düzeyi, sosyal gelişkinlik ve siyasi coğrafya gibi kavramların “önemli olmasına karşılık” demokrasi, hukuka saygı, tolerans ve temel özgürlüklere bakış açısı yönünden “belirleyici olmadığını” gördük. Demek ki, bir toplumun değerlendirilmesinde bu kavramların önemli olmasına karşılık, daha önemli ve muhtemelen belirleyici başka olgular var.
Belki de toplumun mayası, kültürü, sosyal genetiği, kolektif zekâsı ve aklı görece daha etkin olgular olabilir. Öyle olmalı ki, bu referandum gibi acınası, utanılası bir kepazelik Türk tarihinin bir tek gününde dahi yaşanmadı.
En iyi çakıyı yapmak, lezzetli peynir ve çikolata üretmek, gizemli bankalara ve turistik dağ otellerine sahip olmak elbette bir ülkeye para kazandırır ve zenginlik verir. Ancak bunların daha fazlasını veremediği minare referandumu ile açıkça görülüyor...